![]() | ||||||||||
| ||||||||||
OTOMOBİL BİLGİSİwww.otomotivbilgi.com |
TÜRK DÜNYASININ TARİH VE TARİHİ MESELELERİ
Türk ... Dünyasının en büyük meselesi ;Kimlik; meselesidir. Tarih ilminin milletlere en büyük faydası,;ben kimim; sorusuna cevap vermekte herhalde en büyük yardımcı olmasıdır. Yazan: Yrd. Doç. Dr. Ahmet Ender GÖKDEMİR ( Yönetim Kurulu Üyemiz) Türk ... Dünyası’nın en büyük meselesi “Kimlik” meselesidir. Tarih ilminin milletlere en büyük faydası, “ben kimim” sorusuna cevap vermekte herhalde en büyük yardımcı olmasıdır. Türk Dünyası doğuda son 500 yıl içerisinde Rus, Çin ve Moğol saldırılarına uğramıştır. Batı Türklüğü yada Osmanlı Devleti, Rus, İngiliz, Fransız ve adını saymaya lüzum bile görmediğimiz irili ufaklı birçok Avrupalı devletin taarruzuna maruz kalmıştır. Gerek batıda gerekse doğuda çok topraklar kaybettik. Kaybettiğimiz vatan parçalarını elbette bir gün kurtarabiliriz. Bütünüyle kimliğimizi yitirdiğimiz zaman kurtaracak neyimiz olabilir? Bugün kimliğimiz doğrudan hedef alınarak, cümle Türklük Avrupalıların, Amerikalıların, Rusların, Çinlilerin, Acemlerin ve Arapların muhasarası altındadır. Bu büyük mücadeleden, bu büyük muhasaradan hep birlikte dimdik çıkabilmemizin yolu “ TÜRK KİMLİĞİ” ne sarılmak yanında Türküm diyen, Türk devlet ve değişik coğrafyalarda esaret altında bulunan Türk halklarının, yani 250 milyonu aşkın Türk’ün sıkı sıkıya birbirine sarılmasından geçmektedir. Ruslar 1554’te Kazan’dan başlayarak Astragan, İdil boylarındaki Başkurtlar, Nogaylar gibi Türk devletlerinin varlığına son vermiştir. Rusların vahşi saldırısı Tuna’dan İrtiş’e kadar devam etmiştir. Kırım hanlığı, Kazak hanlıkları, Hokand hanlığı, Özbek hanlığı, Hive hanlığı, Azerbaycan hanlıkları( Kuzey Azerbaycan), Türkmenistan devleti toprakları bu cümleden olmak üzere Rus işgali altına düşmüştür. İşgal ettikleri topraklarımızın yerüstü ve yeraltı servetlerini soymaktan öte milletimizin her cinsine manevî olarak büyük darbeler indirmişlerdir. Kazan’dan başlayarak işgal ettikleri topraklardaki Türk halklarını kimliklerinden uzaklaştırmak için, devlet politikası haline getirdikleri Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikasının tahribatı ağır olmuştur. Milyonlarca Türk insanı, Grigorev, onun yetiştirmesi Nikolay İlminsky, Rus kilisesi başkanı, D.A Tolstoy gibi isimlerin çalışmalarıyla kimlik bunalımı ile karşı karşıya kalmışlardır. Özellikle İlminsky’nin çalışmaları Türklüğü unutturmak için, “boy şuuru”nun ön tarafa çıkarılması merkezinde yoğunlaşmıştır. Bu yoğun Rus baskısına 19. Asrın sonunda yetişen büyük Türk evladı Gaspıralı İsmail Bey dur demiştir. Rusların bu oyunu İsmail Bey ve yeni okullarda yetişen Türk ve Türkçü aydınlar tarafından bozulmuştur. Çarlık Rusya’sı yıkıldığında Rus coğrafyasında yaşayan bütün Müslüman Türkler kısa süre Lenin ve Stalin’in “İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal” yalanına inandılar. Daha sonra Sovyet, yani Komünist Rusların, Çarlık Rusya’sına rahmet okuturcasına bütün Türk yurtlarında yaptığı katliamlarla bu hürriyet ve istiklal rüyası sona erdi. Çarlık döneminde başlayan Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma politikasını modernleştirerek, Sovyet tipi, yeni Rus adamı, yeni mankut yetiştirmek için insan hakları ve her türlü hürriyetler çiğnenerek, dininden, her türlü kültürden arındırılmış adamlar yetiştirilmeye çalışıldı. Maalesef acı da olsa zaman içerisinde zaman içerisinde Rusların başarılı olduklarını müşahede ettik. Rusların Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Türk adını unutturmak için, boy ve kabile adlarını öne alıp birbirleriyle kavgalı boy, kabile ve hatta klanlara mensup paramparça, kimliğinden uzaklaşmış sosyal yapılar meydana getirdiklerini görüyoruz. Halbuki insanları birbirleri için değerli kılan şeyler, dindir, soy birliğidir ve ortak tarih şuurudur. Dün bir arada yaşanılan sevinçli ve üzüntülü günler, toplulukları millet şuuruna götürür. Tarihin ilk dönemlerinden itibaren aynı coğrafyada, farklı coğrafyalarda birden fazla Türk devleti olmuştur. Milletimize ait aynı soydan gelen değişik coğrafyalarda, aynı soya ait fakat farklı boylar ve bu boyların beyleri tarafından kurulan devletlerin hepsi bizimdir. Hele bugün birini diğerine tercih hakkımız yoktur. Mesela 15. ve 16. asırlarda bir arada bazen kıyasıya birbirleriyle mücadele halinde olan Osmanlı, Karakoyunlu, İlhanlı, Akkoyunlu, Safevî, Timurlular, Altınordu, Memluklular, Özbekler devletlerinin hepsi de bizim devletimiz, hepsinin kurulduğu coğrafyalar vatanımız, hepsi bizim öz hafızamız, tarihî zenginliğimizdir. Sovyetler 1924’te Türk Dünyası’nı büyük ölçüde hakimiyeti altına alınca, Çarlık döneminde başlatılan coğrafî ve siyasî taksim boy kimliğini ön plana çekmeyi resmileştirdi. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan (ki Tacikistan’ın büyük bölümünün Doğu Buhara olduğu unutulmamalıdır), Türkmenistan, Azerbaycan Sovyet Halk Cumhuriyetleri’nin kuruluşu bu cümledendir. Bu devletlerin kurulması ile hedeflenen maksat “TÜRKİSTAN” adının unutturulmak istenmesine matuftur. Batıda da oryantalistler, Türk coğrafyası üzerinde çalışmalar başlatınca, Sovyet tarihçileri Türklerin anavatanı olarak müphem bir “Orta Asya” kavramını ortaya attılar. Türkiye’de yakın zamana kadar tarihçilerimizin büyük bir kısmı Türkçü ve Türk milliyetçisi idiler. Buna rağmen maalesef Rusların ortaya attığı “Orta Asya” tabirine tartışmasız itibar edildiğini görüyoruz. Bugün, millî Türk coğrafyasını yeniden adlandırmamız gerekiyor. Türkiye, Batı Türkistan, Doğu Türkistan ve bugün Moğolistan topraklarının büyük bölümünü teşkil eden, Hun, Göktürk, Uygur, Kırgızların yaşadıkları yere de ESKİ TÜRK İLİ demeliyiz. Hepsine birden, yani Türk coğrafyasının tamamına da “ULUĞ TÜRKİSTAN” yada “BÜYÜK TÜRKİSTAN” demeliyiz. Bu teklif benim teklifimdir. Elbette kardeş devletlerden gelen tarihçilerimiz veya coğrafyacılarımızın da benzer teklifleri olacaktır. Tartışalım ve ortada bir isimde birleşelim. Ruslar, Türk kimliğini unutturmak için, boy ve kabile adlarını öne çekti demiştim. Şu anda Rus hakimiyetinden istiklallerine kavuşan devletlerimizin adlarını değiştirme imkanımız yoktur. Lüzum da yoktur. Elbette büyük ve güzel milletimizin önemli parçalarını oluşturan kesimleri unutalım, unutturalım demiyorum. Devlet adlarını muhafaza etmekle birlikte o devletlerin halklarını oluşturan boy adlarının arkasına bir Türk kelimesi ekleyerek Rus kültürel boyunduruğundan kurtulalım istiyorum. Kazak Türk’ü, Kırgız Türk’ü, Özbek Türk’ü gibi. Türkiye’ye yakın olması hasebiyle Azerbaycan Türklüğü kimlik bakımından herhalde diğer kardeş topluluklardan daha fazla hırpalanmış ve ezilmiştir. Normal şartlarda “Oğuzlar” tabirinin kullanılması gerekirdi. Bilindiği gibi Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan Türkleri Oğuz boylarına mensup topluluklardır. “Azerî Milleti” diye coğrafyadan türeyen ucube bir isim; Çarlık ve Sovyet yönetici ve ilim adamlarının ürettiği bir hilkat garibesidir. Milletler bir coğrafyada sabit olarak oturabilirler. Sonradan gelip o coğrafyaya hakim olabilirler. Türkler Tarihin ilk devirlerinden beri Azerbaycan coğrafyasına hakim olmuşlardı. Bugünkü Azerbaycan’da hakim unsur olan Türkler de Anadolu’daki kardeşleri gibi Büyük Selçuklular’dan günümüze gelebilen Oğuz Türklerinin çocuklarıdır. Bu durum onların kimliklerinin değişime uğramasını gerektirmez. Avarlardan, Bulgarlardan, başlayarak Karadeniz’in kuzeyine hakim olan Peçenekler, Kıpçaklar, Altınordu devletleri Ruslar gibi davransalardı, tarih kitaplarının bahsedeceği ne Rus ne de bir Slav kavmi olamazdı. Bugün bütün Türk coğrafyalarında Türk’e ait her türlü kültürel unsur bütün Türk aydınları tarafından araştırılıyor. Her ülke tarihçileri, özellikle kültür tarihçilerine düşen görev, Çarlık ve Sovyetdönemlerinde yapılan tahribatı süratle araştırmalı ve Türk Dünyası’nın hizmetine sunmalıdır. Dille oynadılar, Kazan’dan, Kırım’dan başlayarak. Büyük TÜRKÇEMİZ paramparça edildi. Her boya, her coğrafyaya ait âdeta bir dil yaratıldı. Türk toplulukları aralarında güzel TÜRKÇEMİZ ile anlaşamaz hale getirildi. Rusça maalesef bu topluluklar arasında birinci dil oldu. Bu durumdan kurtulmak elbette Türk Dünyası edebiyatçı ve dilcilerinin öncelikli vazifeleri olmak lazımdır. Pan-İslavizm 19. yüzyılın sonlarında bayrağını yükselttiğinde “bir milleti yok edebilmenin yolu onun dilini yok etmekten geçer” diyerek güzel Türkçe’mize saldırmış, dilimizin birliğini kaybettirdikleri gibi, maksatlarına ulaşmış, birbirini anlayamayan topluluklar aratmışlardır. Bu durumdan kurtulmanın yolu, Gaspıralı’nın fikirlerine sarılmaktan geçmektedir. Yani açıkça bütün Türk Dünyası “ İSTANBUL TÜRKÇESİ”nin etrafında birleşmeliyiz. Boy adı ile millet adı olmayacağı gibi boy adı ile dil de olmaz. Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Uygur Türkçesi, Özbek Türkçesi, Altay Türkçesi gibi her coğrafyada kullanılan dilin “BÜYÜK TÜRK DİLİ”nin birer parçası olduğunu özellikle vurgulamamız gerekiyor. Bütün bunları dile getirirken bazen dilimizde bazı kavramlar aynı manayı ifade etmeyebiliyorlar. Mesela, 1990’ların başında bağımsızlıklarına kavuşan Türk devletlerinin bağımsızlıklarını huşu içinde kutlarken, Mecnun’un Leyla’ya ilan-ı aşk etmesi gibi birbirimizle kucaklaşırken, biz Türkiyeli aydınlar “Ağabey” tabirini çok kullandık. Unutulmasın ki Türk kültürü, Türk medeniyeti karşılıksız sevgi ve fedakarlık üzerine kurulmuştur. Ruslar kendilerini İngilizce’deki “Big Brother”ın karşılığı olarak “Starşi Brat” olarak nitelendirmişlerdir. Bizdeki “Ağabey”le ismen benzerlik göstermesine rağmen yüklendiği fonksiyon itibarıyla zıt anlamlıydı. Ruslardaki big brother (starşi brat) maddi ve manevi soyguncu, yerüstü ve yer altı bütün servetleri trenlerle, kamyonlarla, boru hatları ile Moskova’ya taşıyan soyguncunun adıydı. Biz Rusların soyguncu olduğunu biliyorduk. Ama bunu Türkçe “Ağabey” sıfatıyla yaptıklarını bilmiyorduk. Bizdeki Ağabey, merhametli, şefkatli, bir baba sevecenliği ve fedakarlığında düşmanlardan kollayan koruyan ve maddi ve manevi her türlü fedakarlığı yapan büyük kardeşin adıydı. Biz de kardeşlerimize bu durumu zannederim anlatamadık. Biz “Türkiye sizin karşınızda Ağabey’dir, rahat olun” dedikçe onlar da bizlere “yeni bir Ağabey istemiyoruz” diye cevap verince o günün şaşkınlığını unutamıyorum. Dilimizi dilcilerimiz gözden geçirmeli, bazı kelimeler anlam kaymasına uğramışsa onlara ortak manalar yüklemeliler ki yanlış anlamalar aza indirilmiş olsun. Türk kimliğini yalnız Ruslar inkâr ve yok etme yoluna gitmemiştir. 11. asırdan 20. asır başlarına kadar İran coğrafyası Selçuklulardan Kaçar hanedanı hakimiyeti sonuna kadar Türk yurdu idi. Türkler, Selçuklu, Harzemşahlı, Karakoyunlu, İlhanlı, Akkoyunlu, Safevî, Nadirşahlar ve Kaçarlar olarak hiçbir zaman idaresi altında bulundurdukları halkları ne etnik ne de kültürel asimilasyona tabi tutmamışlardı. Ama ne yazık ki 1920’lerden beri Fars hakimiyetinde bulunan Güney Azerbaycan’daki ve Batı Horasan’daki Türkler, İran’da da yok sayılmışlardır. İran Devleti, nüfuslarının yarısından fazlasını oluşturan Türk nüfusun kimliğini iade etmelidir. Irak’tan başlayarak, Suriye, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Libya, Tunus ve Cezayir’de durum İran ve Rusya’dan farklı değildir. Irak ve Suriye hariç diğer toprakların çok değil 100 yıl önce Türk olduğunu, bu topraklarda da milyonlarca insanın Türk olduğunu hatırlayan var mı? Halbuki biz Büyük Selçuklu’dan itibaren hakimiyetimiz altına aldığımız Arap topraklarından 1920’lerde çekilirken aradan geçen 1000 yıl zarfında Arapları mı Türkleştirdik, Arapça’yı mı yasakladık? Dün denilebilecek zaman diliminde kaybettiğimiz Bosna-Hersek, Mora, Bulgaristan topraklarında bizim müsamahakâr tavrımıza karşılık oralarda uygulanan kültürel ve etnik temizlik diğer bölgelerdeki durumdan farklı değildir. Ayrıca Doğu Türkistan’da Çin esaretinde yaşayan 30-40 milyonluk Uygur, Kazak, Kırgız Türkü’nün uğradığı akıbet maalesef yukarıdakilerle aynıdır. Bugün Türkiye olarak içeriden ve dışarıdan her türlü kültürel saldırı karşısındayız. Bizi idare edenler 300 milyonluk Türklük alemini unutup, Türk kelimesinin çağrıştırdığı her şeyden kaçmaya çalışıyorlar. Batı Avrupa Dünyası ve Amerika ortak olarak bazen de rakip olarak yeryüzünü madden ve manen asırlardır sömürmeye devam ediyorlar. Türkiye’de milli birlik ve beraberliğimizin istinatgahı olan dinimiz, yani İslamiyet öncelikle hedef alındı. Türkiye Türkü ya dinî hassasiyetlerinden uzaklaştırıldı yada Hıristiyanlık güdümündeki “Siyasal İslamcılar” tarafından İslamiyet yörüngesinden saptırılmaya çalışılıyor. İslamiyet ile Türklük çatışan unsurlarmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bizim mankutlarımız da var. Amerikalı biliyor, Avrupalı biliyor daha yüz yıl öncesine kadar Türk kelimesi ile İslam kelimesinin aynı manaya geldiğini!... Bu gün Türklük düşmanı siyaseten Müslüman mankutlarımız, bunu bilmiyorlar. Burada başarı kazanılırsa Milli Devleti yok etmeye çalışacaklar. Bugün Avrupa Birliği’ne girme maceramız maalesef ki “Milli Kimliği”mizi kendi elimizle imhaya yöneliktir. Küçük insanların büyük rüyası, büyük ideali yani büyük ülküsü olamaz. Türk aydını, dünyasını, Türklük üzerine kurmalıdır. Çalışmalarını Türklüğün birliği ve beraberliği üzerine yoğunlaştırılmalıdır. Amerika’dan Avrupa’dan gelen kültürel yozlaşmaya göğsünü tunçtan siper etmelidir. Elbette Türk Tarihi’nin ortaklaşa çözüm bekleyen meseleleri vardır. Türk dünyasının en güçlü devleti olan Türkiye içerdeki ve dışarıdaki bedhahlar, gafiller, hainler tarafından hedef ülke seçilmiştir. Türkiye’de Türklük inkar edilecek, bu büyük, bu aziz milletin yani Türk milletinin milliyetçiliğinden korkulacak, Amerikalıya, Avrupalıya şikayet edilecek, sonra da bu milletin aydınlarından meşruiyet istenecek. Meydan boş değildir. Yanılanları ikaz etmek gerçek Türk aydınlarının vazifesidir. Türk aydını devlet ve milletini ebedi kılmak için istiklal harbinde olduğu gibi milletinin varlığı için her şeyini feda edecek bir ruh güzelliğine de sahiptir. Türkiye Türk’ü ezilirse, yok edilirse, Türk Dünyası’ndan bahsedebilmek mümkün olmayacaktır. Siyasî, kültürel her türlü saldırıyı milletimizin birlik ruhu ile göğüsleyeceğiz. Bu fırtınayı da atlatacağız. Bu asır Amerika’ya, Rusya’ya, Çin’e, cümle Avrupa’ya rağmen TÜRK ASRI olacaktır. Bu konuda sarsılmaz bir iman ve inanca sahibiz. Özet olarak şunu söylüyorum: bütün Türklük “Türklük ruhu etrafında yek vücut olup, dünya var oldukça devletleri ve milletleri ile ilelebet payidar kalacaklardır. Büyük Türk milleti içerideki ve dışarıdaki Türklük düşmanlarına rağmen akıp giden zaman içerisinde TÜRK AŞK ÇAĞI’nı başlatmalıdır. Bütün dünyadaki Türkler biri diğerinin öz kardeşidir. Bir Türk’ün ayağına diken batarsa bütün Türkler ayağa kalkmalıdır. Refah içerisinde bir Türk birliği oluşturmak için hep birlikte gayret sarf etmeliyiz. Eşit şartlarda, biri diğerine üstünlük taslamadan, eşit katılım ve eşit sorumluluklar ihtiva eden TÜRK SİYASAL BİRLİĞİ, TÜRK EKONOMİ BİRLİĞİ, TÜRK SPOR OLİMPİYATLARI, TÜRK ASKERİ BİRLİĞİ’ni oluşturmak bu asrın en büyük meseleleri olarak, tarih ve tarihî meseleler olarak karşımızda durmaktadır. Bunlara ulaşmanın yolu da Ortak Tarih, Ortak Dil, Ortak Kültür Şuuru, yani Türk olmanın şuurunu paylaşmaktan geçiyor. Dün Ziya Gökalp, Türkiye büyüyüp Turan olacak, Moskof’a yurdu viran olacak demişti. Moskof’a yurdu viran olmasına oldu da Türk’ün ülkesi, Türklerin ülkesi ne zaman TURAN olacak? Doğrusu 300 milyonluk Büyük Türk Birliği’nin oluşturduğu dev bir dünyayı hayal etmek bile insanın, “Türk”üm diyen herkesin tüylerini ürpertecek güçtedir. Bu yolda gayret gösteren bütün Türklerin önünde hürmetle eğiliyorum. Her Türk’ü ayrı ayrı selamlıyorum. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Bu haber 74 defa okunmuştur.
|
Karakuşak GSK. GYMKarakuşak Gençlik ve Spor KulübüKuruluş 2007
Gün Çocuklar Büyükler
Pazartesi: 6-8 8-10 10-12 Boks
Salı: 6-8 8-10 Kick Boks
Çarşamba: 6-8 8-10 10-12 Boks
Perşembe: 6-8 8-10-Kick Boks
Cuma: 6-8 8-10 10-12 Boks
Cumartesi: 6-8 8-10 - Kick Boks
Cumartesi: 4-6
Pazar: 4-6
Pazar: Serbest çalışma
Adres: Kaynarca Mah. Aydınlıyolu Cad.
Süer Sk. No: 18/B Pendik -İstanbul Türkiye
|
||||||||
|
Karakuşak İsmi Patenli Olup Patend sahibi Kemal Yolcu'dur,
Karakuşak İsmi izinsiz kullanılamaz ve kullananlar hakkında yasal işlemler yapılacaktır.
www.karakusak.com.tr- www.karakusak.net- Karakuşak Dergisi-Karakuşak Gençlik ve Spor Kulübü ve Karakuşak Combat Lig ortak kuruluşlardır. Altyapy: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||